arkadaşlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arkadaşlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2010 Çarşamba

pasta


Lale bana pasta yap

neşeli ve kocaman bir pasta amaa

yemekten yorulayım, uykuya dalayım

sen başla pastayı yapmaya

çalarsa kapı ben giderim açmaya

yaparken seni izleyeyim.

dilersen yardım da ederim

süslerken fikrimi alırsan sevinirim

kırmızı bir mazda

minik bir bebek

bir avuç eriği paylaşan saçları topuz iki ihtiyar teyzeyi

unutma

yaparken pastayı

biliyorum ki

ikimiz de aynı şeyleri düşüneceğiz

“neleri beklerken neleri yaşadık

en çok nerede yanıldık”

ben çayı demliyorum Lale

söyle fırına çabuk pişirsin pastayı

çünkü bekleyecek sabrım kalmadı

arkadaşlar gelecek daha!

19 Şubat 2009 Perşembe

yarım kalan dostluklara

içimi sızlatan yaralar var, kimisinin izi en bilindik yerde kimisi kabuk bağlamaya yüz tutmuş halde kimisi de kanar durur gözyaşlarım ile.

tazecik bir yaranın verdiği sızıya nasıl şefkat gösterilir, bunu ben iyi bilirim. gülümserken hissederim bu sızıyı, dudağımın kenarındaki gamzede. konuk olduğunu bilerek daha özenli davranırım kendisine. onun da kabuk bağlayacağı gün gelecek. gerçi, o bana aynı hassasiyeti göstermeyecek, belki de pusuda yatacak canımı yakmak için, çıkacak ilk duygusal fırtınada.

her yaranın sızısı ile direncimin artacağının bilinci ile razıyım ben yaralarımın, bana yapacağı hainliklere! sızılarım, benim kişiliğimin en bilge desenleri. kabul etmek de vazgeçmek de zordur benim için. mücadeleyi hak eden her konuda direnirim. ancak değmeyeceğine kanaat getirdiğimde vazgeçerim.

birçok konuya aldırmam, güler geçerim. güvenirim hoş görüme. ama iskambil kağıtları gibi dağıldığım anlar vardır benim, işte zaten bu anlara aittir kimi yaralar. dağılan kağıtları deste yapıp, benzer yüzleri ard ardına sıralamak nasıl zaman alıyorsa, tüm saçmalığına rağmen benim de toparlanmam zaman alır. söylenen yalanı; hak etmediğimi, gereksiz gözyaşı döktüğümü bilirim. ama ben yalanı yakıştıramam dost dediğim, kendimden saydığım insana. böyle zamanlarda baş edemem hırçınlığım ile. ve de anlarım ki hırçınlığım ile sızımın şiddeti doğru orantılıdır. tüm bunlara rağmen yaşadığım hırçınlıktan çok utanır, pişmanlık duyarım. ömrümün en güçsüz anlarını yaşarım. en kuytularda sessiz fırtınalar kopartırım. açtığı yarayı anlamasını isterim dost dediğimin, ama hep haklı bir gerekçesi vardır yalnız bırakmak, susmak ya da özür dilemek için benim aklımın ermediği.

sonra mı? ben de kilitlerim kendimi, kendi içime! susarım. konuşmak manasızdır. toparlanır, yara berelerimi sarar, sızıma rağmen şarkı söylerim. o sırada öğrenmişimdir ki tek taraflı onarılmaz dostluklar! eğer canı olsaydı kırılan her bardağın, yapıştırıldığında bile kanayacaktı, dostu tarafından açılan yarası sızım sızım.

kendimi açtığım, renklerimi paylaştığım insanı hep saygı ile anma saplantısından artık vazgeçmeliyim. bu yüzdendir ki, kısa sürer benim isyanlarım. sızıya, sızı ile karşılık vermeyi sevmem.

yanıldığım dostlar, yaraların en büyüğünü açtılar. sızılarını hatıra bıraktılar. bir zaman sonra hiçbir anlamı kalmıyor olanların, açılan yaranın izinden başka!

18 Şubat 2009 Çarşamba

bir dokunuş merhem olur her yaraya

gece, her zamankinden daha karanlık. ay yok ortada, yıldızlarsa sanki biraz keyifsiz. birazdan ders başlayacak. sınıfa doğru yürüyorum. küçük menderes’in haykırışları beni çağırıyor. gitmemek olmaz. yanaşıyorum ırmağın kıyısına. o haykırıyor, ben susuyorum. kamelyaya yaslanıp izliyorum, bereketin bu delice akışını. düşüncelerimi bastırıyor suyun hararetli sesi.

tek bir şey diliyorum.

hızlı adımlarla sınıfa yöneliyorum. her zamanki yerime oturup, odaklanmaya çalışıyorum anlatılanlara. nafile. buğulu camlar, parlayan yazı tahtası ve yan düşmüş kitaplarda dolanıyor gözüm. fasülyeden dinliyorum dersi. konu da biraz karışık. ha gayret derya, dersin bitmesine az kaldı.

beklenmedik bir arkadaş çıkıp geliyor, gece hala karanlık. cümleler, iyi geliyor biraz hüzünlü halime. sıyrılıyorum buruk ruh halimden. hüzünlü bir kadından, küçük bir kız çocuğuna dönüşmem çok zaman almıyor. 

konuşuyor, konuşuyor, konuşuyoruz...

eve geldiğimde, şımarık bir tebessümle dalıyorum uykuya. bu gece tekrar farkına varıyorum ki gerçek arkadaşlar sessiz çığlıklarınızı hissedip, yanımızda olur. 

ne zaman üstesinden gelemeyeceğim sorun olduğunu sandığımda ya da kendi derinliğimde, kalp kırgınlıkları arasına sıkıştığımda, bir arkadaş eli kavrar yüreğimi.

işte bu mucizevi dokunuş, merhem olur her yarama.



3 Şubat 2008 Pazar

bekarım, anneyim, cesurum, aşığım… kadınım!


duygularımı buz kalıplarına döküp derin dondurucuya attığım bir süreçte, tebessüm ve gözyaşı ile içimi ısıtan sımsıcacık bir film..


aa filmin adını belirtmeyi unuttum “ne kadar güzelsin” (comme t’yes belle) 2006 yılına ait ingiliz, fransız ve belçika ortak yapımı olup kadınların aşka dair tutumlarını çok hoş bir şekilde yorumlamış.


lea, isa, alice ve nina birbirleri ile sürekli zaman geçiren dört yakın arkadaştır. iş ve aşk hayatlarının tüm sorunlarını, gel-gitlerini ve sırlarını da paylaşmaktadırlar. birbirlerinden farklı bu 4 güzel kadının ortak amacı iyi yaşamak ve mutlu olmaktır. "ne kadar güzelsin", meşhur şarkıcı ve aktris marie laforêt'in kızı olan lisa azuelos'ın ilk filmidir. filmde, ilişkilerimizde ve iletişimimizde cep telefonlarının ne kadar çok yer tuttuğunun farkına bir kez daha vardım.

filmde iyi anne kavramı irdelendiğinde çok hoş bir yanıt geliyor doktordan "iyi bir anne, mutlu bir kadındır" kesinlikle doğru, kesinlikle!!

beni en çok etkileyen sahne, alice’in, aşkı ile evine dönerken arabada birlikte söylediği şarkı oldu. kadının mutluluğu, gülümsemesi ve dokunuşu kısacası aşkın özeti.. şarkıyı defalarca kez dinledim ve defalarca kez dinlemek için imesh’de de aradım ancak bulamadım :(

birlikte şarkı söylemek bence tüm mesele bu..
azmin sonu; castı didik inceleyip buldum bu gecenin aşk şarkısını :)) l'envie d'aimer.. uğraştırdı ama değdi :)
veee gecenin son sürprizi; şarkının ingilizce sözleri :

"It is so much that the possible love, tellement, the love. with which hears me! look at around! with which really wants it! it is so much nothing to believe in it but so much all however which it is worth the sorrow to want it, to seek it all the time.
it will be us as of tomorrow. it will be us the way. so that the love which one will be able to give oneself gives us the desire for liking.
it is so short a life, tellement fragile also to run after time leaves nothing any more live.
it will be us as of tomorrow. it will be us the way. so that the love which one will be able to give oneself gives us the desire for liking. it will be us as of this evening a us to want it, faire that the love which one will have shared gives us the desire for liking.
it will be us, it will be us, it will be us. so that the love which one will be able to give oneself gives us desire for liking. it will be us as of this evening a us to want it, faire that the love which one will have shared gives us the desire for liking."
teşekkürler nily.

24 Ocak 2008 Perşembe

meriç'in kişisel iletisine atfen


canım arkadaşım demiş ki "15 yıl geçti değişen bir şey yok" ee değişen birşey yoksa biz hiç yaşlanmadık be güzel :)

olmaz mı güzelim.. ne değişmedi ki? 15 yılın öncesi deryası değişti meriç'i de, yürekler nasır tuttu. birazcık büyüdük ama çok olgunlaştık. bir çok hayat deneyimi yaşadık. mesela meriç eskisi gibi çılgın değil hiç hanım hanımcık olmadın gerçi. zekasını ki keskin zekasını değecek bir konuya kanalize ediyor. işine!

derya bir kızıl bir sarı saçlı oldu mesela. meriç saçlarını uzattı. derya kırmızı oje de sever oldu, eşofmanlarını hala çok seviyor ama mini eteklerini de..senin yüzünden fırça yemiştim atilla cangır'dan. ne vardı yani pazartesi ders günü değilken o kadar süslenecek? adam eşofman keyfimi zehir etmişti :) aa derya yemek yapmayı öğrendi..tarihe geçecek bir olay. ama senin eline su dökemem, sen varken ben bulaşık yıkamaya devam...

her koşulda eğlendik, boşvermeyi öğrendik, vazgeçenden vazgeçmeyi de, pes etmemeyi de, incinirken incitememeyi, gülerken ağlamayı; ağlarken gülmeyi zaten hep biliyorduk. en önemlisi biz bu dünyada kendimiz olmanın mücadelesini verdik. yeri geldiğinde kendinle dalga geçmeyi, karşımızdakini kendimiz olmamıza izin verdiği ölçüde sevdik.

msn sohbetlerimize bakınca anlıyorum ortak özlemlerimizi. kullandığımız sözcükler sıradanlaştı, terminolojimiz farklılaştı, bilime daha mı az inanır olduk ne şu sıra fal, burç konuları gündemde..walla yakıştıramıyorum bizlere. bu da bir süreç elbette bakalım keyfimize..

leman alıp pazar kahvaltıarının eşsiz eğlenceli tadlarını, doğaçlama uydurduğumuz film senaryolarını, karnımız ağrıyasıya kahkaha nöbetlerimizi, ilk biramı senin bir koşu marketten alıp geldiğini, belgesel maceralarımızı daha detaylı anlatıcağım..eşsiz derinliği olan arkadaşlarım benim hazinem.

şimdi derin bir nefes al, teşekkür edelim yaşadıklarımıza, torunlarımıza anlatacak ne çok anımız var yenilerini eklemeye ne dersin? uzun bir tren yolculuğu mesela, fotoğraf çekelim..

29 Eylül 2007 Cumartesi

gözünü sevdiğim "facebook"

çok sevinçliyim.11 yıl aradan sonra arkadaşımla msn'de konuşuyorum. yıllar sonrasında sohbetimiz sıcaklağından hiç bir şey ama hiç bir şey yitirmemiş..tanrım şu sıra alınabilecek en güzel armağan..11 yıl mı? kim demiş sanki eda ile dün kantinde berabermişiz gibi..büyük mutluluk..hemen teşekkür edeyim facebook'a emeği geçenlere..bu sayede ulaştık birbirimize.değişmemişiz pek.özümüz aynı,ancak tezimiz gülüşümüzü görünce kesinlik kazanacak.bulmuşken bırakmayız birbirimizi.demiştim, yaş otuz kaybedilip geri bulunanların değeri sözcüklerle ifade edilemez.şimdi diğer kaçak arkadaşların peşine düştük.bakalım kimlerle kesişecek tekrar yollarımız?11 yıl boyunca kaç kere girdin rüyama..her rüya sonrası nerde? ne yapıyor? mutlu mu? soruları ve ulaşamamanın derin üzüntüsü.eda'dan gelen maili görünce sevinç çığlığı attım.darısı diğer arkadaşların başına.en kısa zamanda hasret gidermek umudu ile tüm arkadaşlarıma şimdiden sevgiler.eda, dinginliğime harika duygular eklendi varlığın.bu gece tebessüm içinde uyuyacağım.