çünkü benim yazılarım;bir kadim gücün, sabrını, birkadının sezgisini ve bir yazarın dürüstlüğünü taşır. her satırında yaşanmışlığın izini taşıyan mühürdür. sözcüklerin ezgilerinin büyülü melodilere dünüştüğünü hayal ediyor ve sabırsızlanıyorum. aynı hayali paylaşacak yaratıcı ruhlarla buluşmak dileğiyle..
hayali sargı bezi rulom var, bitmesi mümkün olmayan. bu kadar yara bereye anca yeter! tabi arada ekonomik davranıp mendil niyetine gözyaşlarım için de kullanıyorum.
oyun oynarken yaralanmış gibi oturmuş kaldırıma sarıyorum neresi kanıyorsa..
sar beni sargı bezi. kalbimden başla çepe çevre sar..
düşler ülkesi olarak türkçe'ye çevrilen film, 2004 yapımı olmasına karşın 8 sene sonra karşıma çıktı, benim için elbette bir kayıp. aile, dram, fantastik, biyografi tarzını harika harmanlamış bir yapıt. gerçek olaydan esinlenerek perdeye aktarılan film, bizlere ünlü peter pan hikayesi'nin nasıl yazıldığını anlatıyor. oyuncular mükemmel; johny deep, kate winslet, dustin hoffman ve benim oğlum olan 6. his ve august rush'daki performansı ile beni kendine aşık eden filmdeki adı ile peter, freddie highmore!
elbette filmin puanı oldukça yüksek, müzikleri müthiş, çekimler olağan üstü. dönem filmlerinin sevdiğim havasını doyasıya yaşadım açıkçası. filmin hala etkisindeyim, müziği eşliğinde hazırlıyorum yazımı. hayal gücü, ilham, inanç ve aşk.. çok eğlenmeme rağmen bir o kadar da gözlerim doldu. doyasıya çocukluğunu yaşayan ben bile büyülendim. ruhu çocuk kalabilenler mutlaka ve mutlaka izlemeli.
filmin sonunda neverland'i görüyorsunuz ama ben gözyaşlarımdan pek net göremedim açıkçası.. ve bir kadını kadın yapan maddesi değil onun dünyasıdır, ben kendi adıma bunu anladım. iyi seyirler.
aşağıdaki metni, sanırım bir sene önce yazmışım. yayınlamayı unutmuşum.
çocukluğumdaki kiraz
geçen sene doğum günümü kutlarken antalya’da arkadaşlarıma demiştim; seneye beni unutun, ailemin yanında olacağım diye.. planım gerçekleşti. yeni yaşımı ailemin yanında, eskiyen yaşların acısını çıkartarak kutlayacağım. acaba kaç yaşını kutlayacak diye yükselen soru cümlelerini duyuyorum. annem yazdığımı duymasın sakın! haziran ayı içinde 30 yaşımı doldurmuş olacağım.
40 günlük bebekken gelmişim kiraz’a: çocukluğumun mutluluk kalesine. uzaklıklar beni kiraz’a daha düşkün yaptı çocukluğumdan beri.. küçükken tire’ye gittiğimizde ki aslında tireliyiz. kiraz’a dönmek için çırpınırdım. hatta bir keresinde anneme “anne kiraz’a gidelim, gölgelerini bile özledim” demişim. veee tabi kiraz’da almışız soluğu..
oysa gittiğim şehre alışırım ben, istanbul’dan korkarım ayrı ama orada yaşamak gerekirse orada da yaşarım fakat tercih etmem o ayrı mesele..!
sokaklarında dolaşırken kiraz’ın, anılarımı topluyorum bir bir.. henüz “hey gidi gençlik” demiyorum ama içten içe şanslı sayıyorum kendimi.
komik ama derede terlik yüzdürdüğüm yaşlarda ben dünya’nın suludere köyü’nde bittiğini, sonrasının büyük bir boşluk olduğunu sanıyordum.
çıtlık sevdasına annemden gizli köy köy gezdiğimi, salçalı ekmek yemek için kolcu nine’ye gitmemin sebebi o eşsiz lezzetli ekmek miydi yoksa kolcu nine’nin tatlı şefkati mi, şu an bilemiyorum.
uçmayan uçurtmalarım, yağmurlu günlerde peter pan’a yazdığım mektuplar,
özgür ve uygar ile peşine düştüğümüz uzaylılar…
değişmeyen bir şey var pazar günleri hala sıkıcı kiraz’da..
*görsel kiraz'da yapılan iğne oyası motiflerinden güzel bir örnektir.
ay yüzünü gösterdi, beni kendime bir nebze de olsa getirdi.. iyi miyim? bilmiyorum.. kötü müyüm? sanmıyorum! bu ruh hali canımı sıkıyor. sokak aralarında gezindim, alacakaranlık ve elbette dolunay. mutfaklardan güzel yemek kokuları yükseliyor. hangi yemekler kimin için hazırlandı kim bilir nasıl bir telaş içinde, beğenecek mi kaygısı içinde..
çocukluğumun sokağına girdim. hiç unutmadığım sinema salonun harap bahçesi ve erik aşırdığımız basri amcalar’ın bahçesi.. ve yine aynı karşı konulmaz koku; öğütülmüş kahve kokusu bastırdı tüm yemek kokularını. gülümsemeden edemedim. çünkü artık öğütülmüş kahve satılmıyor o sokakta, yolunu şaşırmış olmalı! nazikçe içime çektim kahve tanelerinin beni tutsak eden kokusunu. çocukluğumun sokağında, çocukluğumun en nefis kokusu hoş geldin demişti. ve de sokağın bitimine kadar bana eşlik etti. şimdi aklıma geldi. belki de bu yüzden kahve pişirmeyi, sabırla köpüğünün oluşmasını beklemeyi seviyorum. çünkü kahve pişirimi sürecinde çocukluğumu bana geri veriyor, çocukluğumdaki pervasızlığı, sakinliği hissediyorum.
kahve hikayelerim geldi aklıma.. pişirdiğim lezzetli, taşan ve de kimi zaman yüz karası kahveler. her biri kırk yıllık hatır ve birikmiş dost sıcaklığında pişirilmişti, dostluğun özü olan sabırla…
hava kapalı, öğle arası molası.. pencerenin camına yaslanmış sokağı gözlemliyorum. zamanın bir az daha yavaş geçtiği yer Kiraz. çocukluğum, öğrencilik günlerim gözümün önünden geçti. saklambaç oynadığım sokaklar. buz gibi suların aktığı tulumbalar..neyini seviyorum ki buranın? yanıtı ise yok!
leylaklar açtı, eflatun mor ve etkili leylak kokusu.. bahar geldi. kısa kollu giyilecek, ilkbahar rüzgarı t-shirtümden içeri sızıp tenime dokunacak. bir tur atıp, baharın gelişini tüm tazeliği ile hissettirecek. ürpereceğim. Bu duyguya bayılıyorum. rüzgarın beni bu şekilde karşılaması bana heyecan veriyor. zamanı geldi, hadi artık erteleme düşlerini, takıl peşime dercesine.. kışkırtıcı bir daveti var rüzgarın. hani kansam şu rüzgar hazretlerine, kestiremiyorum ki bahar yolculuğunun nerede son bulacağını..bir gün takılıp gideceğim peşine ki bu çok aşikar.
doğanın tüm tazeliğini içime çekiyor, yeşilin tonları ile gözlerimi dinlendiriyorum. kiraz- ödemiş arası yolculuk etmeyi bu yüzden çok seviyorum, susuyor; düşlüyor, düşünüyorum.. en çok da gülümsüyorum :) hücrelerime işliyor yeşilin kimi zaman mahsun kimi zaman şımarık tonları.
şefkatli doğa ana; içimi ısıtıyorsun, bedenimi tazeliyor, gözlerimi şımartıyor, umut dolduruyorsun yüreğimi. neşeleniyor, yaramazlaşıyor, kendime ansızın yaklaşıyor, ansızın uzaklaşırken dingince karışıyor ruhum bedenime, beynim düşlerime. eşsiz tınılar yükseliyor bana ait tüm yüzeyden. gökkuşağının altından geçerken minicik bir kız oluyorum. nefesimi tutuyorum. dileğim aklımda.