çünkü benim yazılarım;bir kadim gücün, sabrını, birkadının sezgisini ve bir yazarın dürüstlüğünü taşır. her satırında yaşanmışlığın izini taşıyan mühürdür. sözcüklerin ezgilerinin büyülü melodilere dünüştüğünü hayal ediyor ve sabırsızlanıyorum. aynı hayali paylaşacak yaratıcı ruhlarla buluşmak dileğiyle..
kahve etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kahve etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Ağustos 2015 Salı
gece
gece yarısını az biraz geçe, serince bir gecede, gelmeyen uykuyu iyice kaçırmak için yudumladığım kahveye bayılıyorum..
13 Ekim 2008 Pazartesi
kokusunda çocukluğum var
ay yüzünü gösterdi, beni kendime bir nebze de olsa getirdi..iyi miyim? bilmiyorum.. kötü müyüm? sanmıyorum! bu ruh hali canımı sıkıyor.
sokak aralarında gezindim, alacakaranlık ve elbette dolunay. mutfaklardan güzel yemek kokuları yükseliyor. hangi yemekler kimin için hazırlandı kim bilir nasıl bir telaş içinde, beğenecek mi kaygısı içinde..
çocukluğumun sokağına girdim. hiç unutmadığım sinema salonun harap bahçesi ve erik aşırdığımız basri amcalar’ın bahçesi.. ve yine aynı karşı konulmaz koku; öğütülmüş kahve kokusu bastırdı tüm yemek kokularını. gülümsemeden edemedim. çünkü artık öğütülmüş kahve satılmıyor o sokakta, yolunu şaşırmış olmalı! nazikçe içime çektim kahve tanelerinin beni tutsak eden kokusunu. çocukluğumun sokağında, çocukluğumun en nefis kokusu hoş geldin demişti. ve de sokağın bitimine kadar bana eşlik etti. şimdi aklıma geldi. belki de bu yüzden kahve pişirmeyi, sabırla köpüğünün oluşmasını beklemeyi seviyorum. çünkü kahve pişirimi sürecinde çocukluğumu bana geri veriyor, çocukluğumdaki pervasızlığı, sakinliği hissediyorum.
kahve hikayelerim geldi aklıma.. pişirdiğim lezzetli, taşan ve de kimi zaman yüz karası kahveler. her biri kırk yıllık hatır ve birikmiş dost sıcaklığında pişirilmişti, dostluğun özü olan sabırla…
26 Ağustos 2008 Salı
gecenin serinliği
yandaki fotoğrafa bakıp çeşitli hayaller kurabilecek iken; ben sadece kendim olan hayalleri tercih ediyorum.ince topuklu ayakkabılarımın, düzensiz çıkardığı sesler ile yürüyorum, ıslak taşlı yolda. az önce yağmur dinmiş olmalı ki bu yüzden kırmızı şemsiyem elimde. ara sıra o da eşlik ediyor ayakkabımın çıkardığı seslere.
krem rengi rüzgarlığımın ıslanmasına ve kirlenmesine aldırmadan, loş ışıklı kafenin ıslak masasına oturup sert bir kahvenin kokusunu içime çektikten sonra sıcaklığını hem ellerimde hem de dudaklarımda hissetmeyi çekmeli canım.
eminim içim ürperecek ve bu bana müthiş bir zevk verecek...
mola veren yağmur, damlalarından ilkini fincanıma isabet ettirmeli, çekinmem gerçi yağmurlu kahve içmekten. bir de onun tadına bakmalıyım, ikinci damlanın isabet etmesine fırsat vermeden!
damlaların hızı artınca şemsiyemi açıp devam etmeliyim kahvemi yudumlamaya, aceleye getirmeden.
ıslak kaldırımların, ürpermenin ve yalnızlığın tadına vardıktan sonra sol köşesinden çıkıp gitmeliyim bu güzel fotoğrafın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)