kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2010 Çarşamba

ayna

*
ayna beni yansıtsana

ayna beni yanıltsana

gözümü kapadım

sen çıkar gizemleri

söz kızmayacağım

ayna beni anlatsana

sustuklarımı açıklasana

hissettiğim ama göremediğim

derinlerdeki küçük kızı bulsana

ayna susmasan

bu gece konuşsan

beni yormasan..
**fotoğraf, onur pehlivan

13 Ekim 2009 Salı

32


32 yaşında bir kadın; yüreği nasır tutsa da aşka aralıktır kapısı.

32, ömrünün yarıya yakın kısmı.

nadirdir sitemi

ağırdır hüznü

anlamlıdır suskunluğu

bilinmezdir telaşı.

aptalcadır kaprisi

32 yaşında bir kadın tam da olduğu gibidir.

ta kendisidir.

arınmıştır

kavramıştır

özgürdür

bedelini ödemeye hazırdır yaptıklarının

göğsünde huzur vardır, saçlarında büyü

vazgeçmeyi de bilir, peşi sıra gitmeyi de!

32 yaşında bir kadın

bilir ama susar.

32 yaşında bir kadın, yükü omuzlarındayken hayatın, omuz silker ve gülümser

dengesini kurmuştur hayatının

32 yaşında bir kadın; istediğinde kalabalık, istediğinde yalnızdır.

32 yaşında bir kadın....;
öyle ki her damlası okyanustur.
* fotoğraf, onur pehlivan

23 Nisan 2009 Perşembe

avuntu

elini çantasına attı. aradığını buldu. masaya bıraktı. eli yine çantadaydı ama bu sefer aradığını bulamadı. hoşnutsuz bir şekilde sırtını sandalyeye aniden yasladı. elindeki paketi kendi ekseni etrafında çevirirken bir taraftan gözleri garsonu takip ediyordu. haylazca içinden bi ıslık çalıp garsonun dikkatini çeksem nasıl olur diye düşündü. düşündüğünü hayalinde canlandırdı ve gülümsedi. ama yapmadı. garsonu beklemekten vazgeçti. yan masada oturan gençlere dönerek çakmak istedi. aldığı çakmağı masaya bıraktı sanki kullanmaktan vazgeçer gibi. gözleri uzağa daldı. paketin jelatinini zarifçe sıyırdı sanki bir hediye paketini açar gibi. beyaz kutunun kapağını açtı ezbere. gözleri hala uzakta. soldan üçüncü sigarayı bir çırpıda seçip paketi kapatıp çantasına attı.

garson, ince belli bardakta çayını getirdiğinde o sigarasını yakmıştı. gençlere dönüp çakmağı vermek için teşekkür edecekken zaten onların kendisini izlemekte olduğunun farkına vardı. aralık kalan dudaklarından sözcük çıkmadı. hafifçe tebessüm etti. saçını sağ tarafta omzuna toplayarak gelen geçeni izlemeye koyuldu. sol eli sağ dirseğini kavramıştı. ilk nefesini çekerek hayat verdi sigarasına. gelen geçenin telaşının aksine yudum yudum dumanını özgür bıraktı sigarasının. salınıyordu duman haddinden fazla nazlıca. dudağının kırmızı mührü sigarasına konuk olmuştu. dokunduğum her şeyde kendimden bir iz bırakırken acaba eksiliyor muyum diye düşünmeden edemedi.

ince belli bardağı direncini çok iyi gizleyen bakımlı elleri ile kavradı. parmaklarının bulutumsu beyazlığı demli çay bardağının üzerinde belirginleşti. bu durum kendisinin de dikkatini çekmedi değil. belki de bu nedenle bırakmadı uzunca bir süre ince belli bardağı elinden.

sigarasından süzülen dumanlar gözünün önünde bir hayali canlandırdı. görmeyi çok istediği bir yüzü.. dumandan hayal yok olmasın diye daha sık içine çekti sigarasını böylelikle dumandan hayali canlı tutabiliyordu. buğulandı gözleri, dumandan hayalin gözlerine baktı. sigarasından öyle bir nefes çekti ki susulmuş aşk dolu bir cümlenin anlamı sigaranın korunda dile geldi.

bilinmez bir biçimde minik gamzelerini ortaya çıkaran mahçup dudak ifadesi yüzüne yerleşti o kül tablasında kendi kendine küllenmeye yüz tutan sigaraya bakarken.

dik oturdu, bacak bacak üstüne attı.

3 Mart 2009 Salı

kadın...

gün ışığı gözlerini açmasını engelliyordu. sakince kapattı gözlerini. ağrıları keyfini kaçırıyordu çoğu zaman. hey gidi gençlik diye düşündü. sadece düşünmekle yetindi. başını ömrünü adadığı erkeğin bacağına yasladı, biraz da çekinerek. erkeğin de ağrıları vardı, ağırlık vermemeliydi yasladığı başı, yıllarını geçirdiği adamın dizlerine.

gün ışığından daha sıcaktı, başını yasladığı dizden gelen temas. ağrıları dinmiyordu, alışmıştı gerçi ama şu an en azından katlanabiliyordu yorgun bedenindeki sancılara. kayboldu kendi yorgun düşüncelerinde. ağrılarından kurtuluşu yoktu ama sığınmıştı sevdiği adamın dizlerine.

arkadaşımın çektiği fotoğraftaki kadın kaç gündür zihnimi meşgul ediyor. imrendim. evet kesinlikle imrendim gençlik hayallerinden, torunlarına masal yapan yaşlı ama şanslı kadına, kemik ağrılarına rağmen.

kadın her yaşta kadındır. ruhlarımız, özlemlerimiz ve düşlerimiz değişiklik gösterse de her kadın şefkate teslim olur. kendimden biliyorum mayası şefkattir kadının.

şefkatle yoğrulan yürekler, şefkatine saygı duyacak yüreklere ait olmak isterler. isterler de bunu dile getirmezler. dillendirmek istemezler.

onurlu kadın kimliğimizi, tüm renkleri ile yaşayabilme ve paylaşabilme umudu ile kadınlar günümüz kutlu olsun.

*fotoğraf selahattin ernas.



6 Şubat 2008 Çarşamba

ASIL KADIN OLMAK




Kadın Olmak!...
Bir kadın çocuktur aslında… Çocuk gibi davranmayı sever. Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini ister.Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak sevmeli erkek kadını… Ama hiç bir kadın çocuk muamelesi görmek istemez. Söylediği şeyler çocukça da olsa dinlenilmesini, dikkate alınmasını ister.Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz; ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz..
Bir kadın güçlüdür aslında...
Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür. Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez. İster ki, erkeğin gücü kendisine huzur versin. Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler. Böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir. Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz. Yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar.
Bir kadın sevgidir aslında...
İçinde her zaman sevgiyi taşır. Sevdiklerinden kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay kıramaz. Zor sever; ama, tam sever. Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız. Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz. Ancak beyninde yer alamazsınız. Her an terk edilebilirsiniz. Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette Bunun tek nedeni ise engelleyemedikleri ”acımak" duygusudur.
Bir kadın yalnızdır aslında...
Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz. Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır. O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez. Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz. Yalnızlık onun sığınağıdır. O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir. Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız, onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.
Bir kadın çılgındır aslında...
Neler yapabileceğini erkek aklı hayal bile edemez. Üreticiliğinin sınırı yoktur ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler. Hoyratça harcamaz üreticiliğini. Sadece erkeğine saklar. Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir. Çünkü hayatın içinde olan her şey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor. Yemek yemek, su içmek bile. Bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz? Anlıyorsanız ne mutlu size. Anlamıyorsanız ne yazık ki yaşamıyorsunuz!
............bir kadını ağlatırken çok dikkat edin..!!!
....... çünkü Allah gözyaşlarını sayar.....!!!!
kadın;erkeğin kaburgasından yaratıldı,ayaklarından yaratılmadı..!!!
öyle olsaydı ezilirdi......!!! üstün olsun diye başından da yaratılmadı......!!
AMA GÖĞSÜNDEN YARATILDI......
Eşit olsun diye......
kolun biraz altında...
Korunsun diye...!!!
KALP HİZASINDA SEVİLSİN DİYE!!!



Can DÜNDAR

KADIN OLMAK

FIKRALARDA bile yoktur, yarım hamile olmak. Ama hayatta var. Bu devirde kadın olmak, yarı hamile olmak gibi bir sey. Aynı anda hem hamile olmak, hem olmamak, hem de olmak-olmamak gibi yani...Hem seksi ve erkeksi savasçı Zeyna, hem de giyinip süslenip Ken'i bekleyen Barbie Bebek olmak. Hem erkeklerle, aynı okullarda eşit sartlarda okumak. Hatta daha iyi olmak. Hem de işe girebilmek icin patronlara 30'una kadar evlenmeme, çocuk yapmama sözü vermek. Her sabah çocuklarının anası, sevdiğinin kadını olarak uyanmak. Tüm dişi içgüdülerinle aynada hoş birini görene kadar çabalamak. Ve ardından ekmeğin peşine düşmek.Erkek gibi calışmak. Işinde mantıklı.Dışarda duygusal olmak.Isinde atik, yırtıcı, tuttuğunu koparan.Evinde narin, hassas, şefkatli olmak. Güzellik bir yere kadar deyip.O bir yere bir türlü varamamak. Hiç bitmeyen güzel, bakımlı, ince, genç kalabilme cabaları vermek. Kozmetiklere, estetik müdahalelere servet yatırmak. Nice okullar, üniversiteler okumak.Masterlar, doktoralar yapmak. Ama hayatın anlamını ille de bir erkekte bulmak.Hem saygı değer eş, muhtesem ev sahibi, basarili iş kadını.Hem de olmak. Cok ciddi toplantılar, büyük pazarlıklar yapmak.Bunları yaparken giydiğin ciddi pantolon takımlarin altına seksi jartiyer giymeyi unutmamak. Ah seni tavlamak için ne taklalar atan bu adamların, senin namusunu korumak icin seferber olup kurallar koymasına gülmek.Bu devirde kadın olmak. Ardı ardına değisimler geçirmek. Bitmek tükenmek bilmeyen şizofreniler yaşamak.Bu devirde kadın olmak. Dedim ya.. Yarı hamile olmak gibi birsey. Aynı anda hem hamile olmak, hem olmamak, hem de olmak-olmamak gibi....
Can Dündar