31 Aralık 2009 Perşembe

dolaylı


kaygı yumağına dolandı gece

yazamadım.

kaygıyı umuda bağlayamadım

utandım.

ölçtüm, biçtim, tarttım

anlamadım.

çıkar yol bulamadım

kırıldım.

karanlıkta aydınlığı göremedim

kahroldum

kabus olmasını diledim

uyanıktım
fotoğraf, onur pehlivan

28 Aralık 2009 Pazartesi

farkındalık


zaman daha hızlı geçiyor

sıkılmaya bile vakit kalmıyor

dostlar zamanı anlamlı kılıyor

iyi insanlar azalıyor

ekonomi kötüye gidiyor

işsizlik artıyor

umutlar azalıyor

çaresizlik yıpratıyor

tahammül kalmıyor

hayaller rafa kaldırılıyor

değerler hiçe sayılıyor

sorgulanıyor,

iç hesaplar yapılıyor

dengeler alt üst oluyor

bencillik hüküm sürüyor

umursamaz bir kabulleniş eşliğinde yeni bir yıl geliyor

önceki yıllarda dilenen dileklere den denler konulup, hayata devam ediliyor.

22 Kasım 2009 Pazar

silent is cold


063wontyoulovemev10.mp3 Online recorder

i wanna cry, i wanna try and i wanna die

*özgür'ün sesi ile kendi bestesi

11 Kasım 2009 Çarşamba

aşk


ensemden sırtıma süzülen bir buz parçası gibi ürpertiyor beni aşk!
çizdiği kavisler ruhuma işliyor,
kalbimin zaptını zorluyor.

*
tenimin yüzeyinde nereme dokunursa aşk,
güneşim orada doğuyor,
çoğu zaman kasıp kavuruyor.


*fotoğraf, onur pehlivan

3 Kasım 2009 Salı

vefa

annemle sohbet ediyorduk, loş odasında. o’nun çocukluk hikayeleri bana masal gibi gelir. yaşına göre oldukça aydın fikirlidir, hoş görülüdür. çocuksudur ve de ilerleyen yaşından dolayı da çocuk inadı da tutmakta ara sıra, beni bıktırsa da!

Atatürk’ün memleketindenim ben diye başladı anlatmaya.. o’nu dinlerken; gölgesi düştü ayın yüzüme. annem anlattı ben daldım. ilkokul günlerime gitti hayalim. koyu yeşil tahta üzerindeki keskin bakışlı Atatürk portresinden hep bana bakardı Mustafa Kemal Atatürk. öğretmenimin tahtaya yazdıklarını defterime geçirip aferin demesini bekler gibi bakardım gözlerine. ben o zaman çalışkan bir öğrenci olacağıma dair kendimden önce Büyük Ata’ya söz vermiştim. minnet borcumu ödemeliydim.

çocuk aklımın almadığı ki hala da anlayamadığım nasıl olur da Atatürk’ün kurtardığı ve bağımsızlığını verdiği bu güzel memlekette O’nun büstlerine hain saldırılar düzenlenmesi. benim için yemek yemek, oyun oynamak kadar doğal bir şeydi Atatürk’ü sevmek. aksini şu yaşımda bile kavrayamıyorum. Ben buna tahammül edemiyorum. Atatürk’e yapılan saygısızlığı hazmedemiyorum!

üniversitedeyken her 10 Kasım’da Anıtkabir’e bir buket ile, eşsiz kurtarıcının huzuruna çıkardım. O’nun yaptıklarının yanında yazıya bile dökülmeyecek detaylar aslında bunlar. öyle ama Atatürk’e karşı kasıtlı yapılan saygısızlıkların sonu gelmiyor ki!

dünya’nın kabul ettiği büyük lideri, kendi torunları hiçe sayıyor ve ben bunlara tanık oldukça gözlerim doluyor, burnumun direği resmen sızlıyor.

kurtuluş savaşı sırasında yaşamak isterdim, o cefaya ben de katılmak, vatanım için canım pahasına katkıda bulunmak isterdim. işe gidip gelirken bunları düşünüyorum. işte bu minnet borcundan dolayı işime var gücümle sarılıyorum. bizler için verilen özveriyi hak etmeye çabalıyorum.

annem Atatürk’ün doğum yeri olan Selanikli olmaktan gurur duyuyor. memleketinin, Büyük Atası’nı bizlere hediye ettiğini düşünüyor.

her şeyden önce beni ben yapan Türk olma ve bu benliğimi asilce ve de bağımsızca ortaya koymamı sağlayan her alanda saygı duyduğum Atatürk’ü özlemle anıyor, vefa borcumu ödeyemeyeceğimin farkındalığı ile O’nu çok sevdiğimi haykırmak istiyorum.

13 Ekim 2009 Salı

32


32 yaşında bir kadın; yüreği nasır tutsa da aşka aralıktır kapısı.

32, ömrünün yarıya yakın kısmı.

nadirdir sitemi

ağırdır hüznü

anlamlıdır suskunluğu

bilinmezdir telaşı.

aptalcadır kaprisi

32 yaşında bir kadın tam da olduğu gibidir.

ta kendisidir.

arınmıştır

kavramıştır

özgürdür

bedelini ödemeye hazırdır yaptıklarının

göğsünde huzur vardır, saçlarında büyü

vazgeçmeyi de bilir, peşi sıra gitmeyi de!

32 yaşında bir kadın

bilir ama susar.

32 yaşında bir kadın, yükü omuzlarındayken hayatın, omuz silker ve gülümser

dengesini kurmuştur hayatının

32 yaşında bir kadın; istediğinde kalabalık, istediğinde yalnızdır.

32 yaşında bir kadın....;
öyle ki her damlası okyanustur.
* fotoğraf, onur pehlivan

9 Ekim 2009 Cuma

iki beşlik


havadan sudan konuşmak istiyorum.

bugüne has bir duygu!

zaman kaybı olarak nitelendirdiğim konulara odaklanmak, incir çekirdeğini doldurmayacak meselelere kafa yormak…

kasabamızın girişinde bulunan kahvelerden birine gidip bir sandalyeye padişah saltanatı gibi kurulmak, atıp tutmak istiyorum, her konuda fütursuzca..

minik sokağın köşesinde durup gelen geçenin hatırını sormak, eskilerin deyimi ile iki beşlik bozdurmak, her biri farklı senaryo içeren hayatlara küçük bir dokunuşta bulunmak istiyorum.

akşamüzeri kapı önüne karargah kuran kadınlarla akşama ne pişirsemin derdine düşmek, aaa baak bak o da öyle olur muymuşlara yapılan derin(!) yorumlara katılmak ve de bir süreliğine ait olmak istiyorum.

neden ve niçinlerin üstüne okkalı bir bağdaş kurarak oturmak ve ezercesine kaykılmak! yanılsamalı da olsa bugüne dair ben boş vermek, konuşarak düşünce yükü hafifler mi denemek istiyorum.

vee sesini özgür bırakıyorum düşüncelerimin.


fotoğraf, onur pehlivan