mustafa kemal atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mustafa kemal atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2009 Salı

vefa

annemle sohbet ediyorduk, loş odasında. o’nun çocukluk hikayeleri bana masal gibi gelir. yaşına göre oldukça aydın fikirlidir, hoş görülüdür. çocuksudur ve de ilerleyen yaşından dolayı da çocuk inadı da tutmakta ara sıra, beni bıktırsa da!

Atatürk’ün memleketindenim ben diye başladı anlatmaya.. o’nu dinlerken; gölgesi düştü ayın yüzüme. annem anlattı ben daldım. ilkokul günlerime gitti hayalim. koyu yeşil tahta üzerindeki keskin bakışlı Atatürk portresinden hep bana bakardı Mustafa Kemal Atatürk. öğretmenimin tahtaya yazdıklarını defterime geçirip aferin demesini bekler gibi bakardım gözlerine. ben o zaman çalışkan bir öğrenci olacağıma dair kendimden önce Büyük Ata’ya söz vermiştim. minnet borcumu ödemeliydim.

çocuk aklımın almadığı ki hala da anlayamadığım nasıl olur da Atatürk’ün kurtardığı ve bağımsızlığını verdiği bu güzel memlekette O’nun büstlerine hain saldırılar düzenlenmesi. benim için yemek yemek, oyun oynamak kadar doğal bir şeydi Atatürk’ü sevmek. aksini şu yaşımda bile kavrayamıyorum. Ben buna tahammül edemiyorum. Atatürk’e yapılan saygısızlığı hazmedemiyorum!

üniversitedeyken her 10 Kasım’da Anıtkabir’e bir buket ile, eşsiz kurtarıcının huzuruna çıkardım. O’nun yaptıklarının yanında yazıya bile dökülmeyecek detaylar aslında bunlar. öyle ama Atatürk’e karşı kasıtlı yapılan saygısızlıkların sonu gelmiyor ki!

dünya’nın kabul ettiği büyük lideri, kendi torunları hiçe sayıyor ve ben bunlara tanık oldukça gözlerim doluyor, burnumun direği resmen sızlıyor.

kurtuluş savaşı sırasında yaşamak isterdim, o cefaya ben de katılmak, vatanım için canım pahasına katkıda bulunmak isterdim. işe gidip gelirken bunları düşünüyorum. işte bu minnet borcundan dolayı işime var gücümle sarılıyorum. bizler için verilen özveriyi hak etmeye çabalıyorum.

annem Atatürk’ün doğum yeri olan Selanikli olmaktan gurur duyuyor. memleketinin, Büyük Atası’nı bizlere hediye ettiğini düşünüyor.

her şeyden önce beni ben yapan Türk olma ve bu benliğimi asilce ve de bağımsızca ortaya koymamı sağlayan her alanda saygı duyduğum Atatürk’ü özlemle anıyor, vefa borcumu ödeyemeyeceğimin farkındalığı ile O’nu çok sevdiğimi haykırmak istiyorum.

4 Eylül 2009 Cuma

küçük prens-le petit prince

vazgeçemediğim başucu kitabım. çocuk ruhumu besliyor.


fransız yazar ve pilot antoine de aint-exupéry'nin en ünlü romanı. 1943'te yayımlanmıştır. roman new york'ta bir otel odasında yazılmıştır. kitapta anlatıma renk katan, yazarın çizimleri de yer almaktadır.

dünya çapında çok okunan ve çok sevilen bu kitabın yazarı saint exupéry, kitabı yazdıktan altı yıl sonra le petit prince adlı bir uçakla keşif uçuşu yaparken
akdeniz üzerinde kaybolur ve bir daha kendisinden haber alınamaz. fransa'da çok sevilen küçük prens'in resmi 50 franklık banknotların üzerine basılmıştır.

basit bir çocuk kitabı gibi görünen ama aslında yaşam, sevgi ve aşk hakkında derin anlamlar içeren küçük prens'te bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyası anlatılır.
sahra çölü'ne düşen pilotun küçük prens ile karşılaşması ile başlayan kitapta küçük prens'in ağzından saint-exupéry, insanların hatalarını ve aptallıklarını, ön yargılarının ve büyüdükleri zaman unuttukları basit çocuk bakışını vurgular.

kitapta küçük prens'in yaşadığı asteroidi (B612) bulan bir türk astronomdur. hatta bu astronom
asteroidi uluslararası bir kongrede anlatır. fakat fesli kafası ve doğulu giysilerinden dolayı kimse onu dinlemez, ama bir türk diktatörün kıyafet devrimi yapıp herkesi avrupalı gibi giyinmeye zorlamasından sonra aynı astronom bu defa modern kıyafetlerle kongreye katılır ve herkes ikna olur.

mustafa kemal atatürk'ü bir diktatör ve yanlış yolda olarak tanıtan bu satırlar yüzünden uzun yıllar türk okuyucusu kitabı sansürlü okudu. yine bu yüzden kitap, eleştirilere maruz kalabileceği gerekçesiyle 2005 yılında ilköğretim öğrencilerine önerilmek üzere hazırlanmış olan 100 temel eser arasından çıkarıldı.

benim okuduğum kitapta sansür yoktu ki “diktatör” tanımlaması benim de dikkatimi çekmişti. doğruluk payı olmadığı için üzerinde bile durmadım “diktatör” sözcüğünün. 1943 yılında fransız bir yazarın büyük önder mustafa kemal için kullandığı tanımlamadan ziyade insanların ön yargıları ve bu konudaki tutumları ilgimi çekmişti.

günümüzde ise büyük ata’sını yerden yere vuran, o’nu eşsiz eserlerine burun kıvırıp, cumhuriyet’i yıpratmayan ve de aynı zamanda türk olduğunu söyleyen kimselerin söylemlerine tanık oldukça aklımdan iki düşünce geçiyor. ilki fransız yazar, atatürk’ün “diktatör” olduğunu düşünüyorsa bizim büyük atamız’ı iyi anlatamadığımızı ve sahip çıkamadığımızı düşünüyorum. sadece bu kitabını ile tanıdığım yazarın bu cümlesinde nedense kasıt aramıyorum. ikincisi ise bu topraklarda yetiştiği halde, dahi lider mustafa kemal’in olanaksız koşullarda yarattığı kurtuluş ve bağımsızlık savaşına saygı duymayarak, hiçe sayan kimselerin düpedüz nankör olduğunu düşünüyorum. işte bu kimselerde kastın yanında da ard niyetli olduklarını düşünüyorum.

ve de bu kadar sevilen bir kitaptaki bu “diktatör” sözcüğünün düzeltilmesi için kültür ve turizm bakanlığı’nın ya da ilgili makamların bir şey yapıp yapmadığını merak ediyorum. 100 temel eser listesi’nden çıkarmaktansa fransız yayınevi ya da yazarın mirasçıları ile görüşülebilirdi şeklinde çözüm önerileri geçiyor aklımdan. konunun uzmanı değilim, açıkçası neler yapılabilir merak ediyorum.


*bilgiler vikipedi.com