aşk acısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk acısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2024 Salı

kum

kum saatinden akan kum,

kalbimin yangınını elbet söndürecek!

9 Haziran 2008 Pazartesi

kalbi kırılmış tüm kadınlara..

kızılderililer üzerine ilgim tekrar başlayınca biraz araştırma yaptım. aktaracağım öykü çok dokunaklı geldi. kadınların içgüdülerinin ve duygularının, dünyadaki en ilkel insan topluluklarında da, en uygar toplumlarda da, aynı olduğunu gösteren bir aşk öyküsü bu. şöyledir:
ampata, genç ve cesur bir savaşçının karısıymış. iki çocuk annesiymiş. bir zaman , kocası ve çocuklarıyla birlikte mutlu bir şekilde yaşamış. evleri bazen; ağaçsız, uçsuz bucaksız düzlüklermiş. bazen de, kulübelerini orman içinde bir derenin kıyısına kurarlarmış. ampata; derelerde, nehirlerde bir aşağı bir yukarı kürek çeker, hasır yapmak için saz ararmış. ya da ormanda dolaşır; çadır yapmak veya yakmak için ağaç kabukları toplarmış. yazın açık alanlara çıkarlar; kışınsa, ağaçlık bölgelerde, güneş gören daha korunaklı yerlerde barınırlarmış. hayatlarını, işte böylece, rahat ve mutlu bir şekilde sürdürürlermiş.
ampata'nın kocası, zamanla kabile içindeki etkinliğini ve etkisini artırmış ve sonunda , günün birinde reis olmuş. bu, ampata'nın yüreğini kıvançla doldurmuş ve kocasını her zamankinden çok sevmesine neden olmuş. ancak ampata, zamanla farkına varmış ki; kocasının rütbesi ve önemi arttıkça, önceden beri sahip oldukları aile içi rahatı ve huzuru bulamaz olmuşlar. kocası, artık bir halk adamı olmuş. evleri, sürekli gelip giden ziyaretçilerle dolup taşıyormuş. kocası ise, topluluktaki önemi arttıkça; yetineceğine, hırsı daha çok bileniyormuş. bir süre sonra, etki alanını daha da çok genişletmek için, yakınlarda yaşayan ünlü bir kabile reisinin kızını , ikinci bir eş olarak almaya karar vermiş.
ampata, kocasının bu arzusunu öğrenince dehşete düşmüş. kocasının bu kararına karşı çıkmış; ama, kocası onu dinlemiyormuş bile. ampata'ya, ikinci bir kadınla evlenmenin , kabile içindeki etkisini iyiden iyiye artıracağını; bu yüzden de, yeniden evleneceğini söylemiş. ampata, kocasıyla aynı evde kalarak, bu utanca daha fazla katlanamayacağına karar vermiş. böylece, kocası yeni eşini eve getirmeden önce kalbi kırık bir şekilde, iki çocuğunu da yanına alarak babasının evine gitmiş.
kışı, babasının yanında, akrabalarıyla birlikte geçirmiş; ancak geçen zaman, ne kederini ne de umutsuzluğunu azaltmış. bahar geldiğinde, babasının topluluğu, kışın yaptıkları kanolarla birlikte, mississippi'den aşağı kürek çekerken, ampata da onlarla beraber gitmiş. iki çocuğu da, kanoda kendisiyle birlikteymiş. kanolar, st.anthony şelalesi'ne yaklaştıkça, güçlenen akıntılar yüzünden kıyıya yönelirken; ampata, akıntının ortasına doğru kürek çekmeyi sürdürmüş. akıntı ve girdaplar öylesine güçlüymüş ki; kano, giderek daha da hızlanmış ve artık, kürek de bir işe yaramaz olmuş. işte , tam bu sırada, ampata oturduğu yerden doğrulup, gözyaşları içinde şu veda sözlerini söylemiş:
"bir tek onu sevdim ve onu bütün kalbimle sevdim. taze avları, onun için pişirdim; onun için süpürdüm, çalı süpürgemle ocaktaki külleri. onun için giyindim, süslendim; onun için diktim ayağına giydiği geyik derisinden çarıkları. nasıl beklerdim, bitmek bilmeyen günler boyunca onun avdan dönmesini ve nasıl da sevinçle dolardı kalbim, ayak seslerini duyunca! gönülden bağlıydım ona. bütün dünyamdı o benim. ancak, o bir başkası için terk etti beni ve hayat artık taşıyamayacağım bir yük oldu şimdi. çocuklarım bile, üzüntümü çoğaltıyorlar. yüzlerinde onu görüyorum; bana babalarını anımsatıyorlar sürekli. verdiği hayatı geri alsın diye yakardım yüce ruh'a. çünkü, istemiyorum artık onu; dualarımın kabul olunacağı akıntıya bırakıyorum şimdi kendimi. bembeyaz köpüklerini görüyorum suyun; onlar benim kefenimdir. çağıltısını duyuyorum şelalenin; o da cenaze şarkımdır benim. elveda!"
ampata'yı durdurmak için çok geçtir artık. yakınları, kanonun, köpüklerin içine daldığını görürler. çağlayanın altında dengesini yitiren kano, sulara gömülür. kimi zaman, gece yarısı, nehrin kıyısında duran karanlığa kalmış bir yolcunun; ay ışığının altında, pusun ve su serpintisinin arasında, ampata'nın kanosunu gördüğü söylenir. bir an için, şelalenin kıyısında beliren görüntü, hemen pusunun içinde kayboluverir.
bu zavallı, yüzüstü bırakılmış ve düş kırıklığına uğramış kadıncağızın öyküsü gerçek olabilir. gerçek olan şu ki benzer duyguları yaşayan çok kadın var yeryüzünde..

4 Kasım 2007 Pazar

sil baştan

aklından silebilirsin ama ya kalbinden?
cumartesi gecelerini film keyfine ayırıyorum. sil baştan da bu keyfi, çoklu sayıya katlayan başarılı bir yapım oldu. jim carrey başrolde. ki kendisinden hiç haz alma(zdı)m. truman show hariç. bu filmde jim carrey’i yakışıklı bile buldum ve de kendisine karşı olan ön yargım değişti.
filmin yönetmeni, michel gondry. jim carrey başrolü kate winslet ile paylaşıyor.
film; dram ve romantizm unsurları üzerine kurulu, kurgusu ve ironiler son derece başarılı.
konusunu sadece özetleyeceğim çünkü tekrar tekrar izlenebilecek bir çalışma.
joel barish (jim carrey), eski kız arkadaşı clementine'in (kate winslet) ilişkilerine dair tüm anılarını sildirmek için gizem dolu tıbbi bir müdahaleye başvurduğunu öğrenir, bunun üzerine kendisi de aynı hafıza sildirme işlemini yaptırmak üzere kliniğin yolunu tutar. ve de hafızadan sevgilisine dair anıların silinme işleminin başlamasından kısa bir süre sonra, yaşadıklarının silinmesinden vazgeçer ama silme işlemi başlamıştır bir kere..
filmde en çok hoşuma giden, sevdiğimiz insanın başlangıçta her yönü ile beğenirken zamanla, hatta aşık olunan tavır ve davranışların rahatsızlık verişini ince bir mizah ile vurgulanışı. joel barish’in anılarına ve aşkına sahip çıkmak için verdiği mücadelede tekrar farkına varıyorsun; aşksız geçen her güne yazık.
silme işleminde zihnin içindeki mücadele esnasında clementine, joel barish’e operasyondan kurtulmak için “ o zaman beni, olmadığım bir yere götür diyor anılarını kastederek.” joel’un yanıtı ise “seni düşünmediğim bir anım olmadı ki”…
aşk ve aşk acısı üstüne tekrar düşünmek isteyenlere…

1 Kasım 2007 Perşembe

biraz senden hayat biraz da yüreğimden.

ey aşk, can yoldaşı mısın yoksa can düşmanı mı?
bilemiyor insan görünmeyen yaranın neresine tampon yapacağını..ama aşk yaralısı can çekişiyor, gözünün önünde.
aşk acısına en iyi ilaç gözyaşı mıdır bilemedim. aktıkça akıyor, dizginleyemiyorsun. bencilce ama aklından geçiyor, ne kadar şanslıyım bu acıyı yaşamadığım için. acaba öyle mi? elbette değil ama bir kere yaşamak bile yetiyor kimi zaman. aşk bu kadar kutsalken acısı da kutsal olmalı. tören edası ile acıyı yaşamak gerekli.. ama beceremiyoruz, beceremediğimiz gibi avutamıyoruz da.
arkadaşının gözlerine; buğulu ve kızaran gözlerine bakıp, derin tüm cevapları konuşmadan gözyaşları ile yanıtlamak. sarılıp bu da geçecek diyebilmek….sadece derin bir iç geçirmek..acıya duyulan saygı duruşu gibi.
aşktan pırıl pırıl olan gözler kan çanağı içinde şimdi..heyecanlı anlatımlar, tutkular yerini dalıp dalıp gitmelere bıraktı.
aşk acısı avuntu merkezinde bol miktarda kağıt havlu bulunmalı hem de oldukça çok. arkadaşın teşekkür edip giderken diyecek ki “şimdi iyiyim sağol.” oysa bileceksin ki yanına aldığı kağıt havlu ile merdivenlerden inerken silecek gözyaşlarını.
arkasından bakacaksın ve ilk defa bilmemeyi istercesine, ama emin olarak, kendi kendine kafa sallayarak yarın arayacak “derya, çok kötüyüm”. şaşırmayacak ama için parçalanacak.
aşkın bu kadar uzağındayken niye bu kadar acısından korkar, insan neden bu yazıyı yazar ki? cevabını ezbere biliyorum ne yazı ki!. unutmadım çünkü gün ağarırken, yeni bir güne başlama umudu ile gözünü açmak üzereyken, atmosfere yeni girmiş ateş topunun kalbimi kül ediverdiği anı. bu yüzden ya aşk, yolumun sana teğet geçmesi!