çünkü benim yazılarım;bir kadim gücün, sabrını, birkadının sezgisini ve bir yazarın dürüstlüğünü taşır. her satırında yaşanmışlığın izini taşıyan mühürdür. sözcüklerin ezgilerinin büyülü melodilere dünüştüğünü hayal ediyor ve sabırsızlanıyorum. aynı hayali paylaşacak yaratıcı ruhlarla buluşmak dileğiyle..
22 Kasım 2009 Pazar
silent is cold
063wontyoulovemev10.mp3 Online recorder
i wanna cry, i wanna try and i wanna die
*özgür'ün sesi ile kendi bestesi
11 Kasım 2009 Çarşamba
aşk
3 Kasım 2009 Salı
vefa
annemle sohbet ediyorduk, loş odasında. o’nun çocukluk hikayeleri bana masal gibi gelir. yaşına göre oldukça aydın fikirlidir, hoş görülüdür. çocuksudur ve de ilerleyen yaşından dolayı da çocuk inadı da tutmakta ara sıra, beni bıktırsa da!Atatürk’ün memleketindenim ben diye başladı anlatmaya.. o’nu dinlerken; gölgesi düştü ayın yüzüme. annem anlattı ben daldım. ilkokul günlerime gitti hayalim. koyu yeşil tahta üzerindeki keskin bakışlı Atatürk portresinden hep bana bakardı Mustafa Kemal Atatürk. öğretmenimin tahtaya yazdıklarını defterime geçirip aferin demesini bekler gibi bakardım gözlerine. ben o zaman çalışkan bir öğrenci olacağıma dair kendimden önce Büyük Ata’ya söz vermiştim. minnet borcumu ödemeliydim.
çocuk aklımın almadığı ki hala da anlayamadığım nasıl olur da Atatürk’ün kurtardığı ve bağımsızlığını verdiği bu güzel memlekette O’nun büstlerine hain saldırılar düzenlenmesi. benim için yemek yemek, oyun oynamak kadar doğal bir şeydi Atatürk’ü sevmek. aksini şu yaşımda bile kavrayamıyorum. Ben buna tahammül edemiyorum. Atatürk’e yapılan saygısızlığı hazmedemiyorum!
üniversitedeyken her 10 Kasım’da Anıtkabir’e bir buket ile, eşsiz kurtarıcının huzuruna çıkardım. O’nun yaptıklarının yanında yazıya bile dökülmeyecek detaylar aslında bunlar. öyle ama Atatürk’e karşı kasıtlı yapılan saygısızlıkların sonu gelmiyor ki!
dünya’nın kabul ettiği büyük lideri, kendi torunları hiçe sayıyor ve ben bunlara tanık oldukça gözlerim doluyor, burnumun direği resmen sızlıyor.
kurtuluş savaşı sırasında yaşamak isterdim, o cefaya ben de katılmak, vatanım için canım pahasına katkıda bulunmak isterdim. işe gidip gelirken bunları düşünüyorum. işte bu minnet borcundan dolayı işime var gücümle sarılıyorum. bizler için verilen özveriyi hak etmeye çabalıyorum.
annem Atatürk’ün doğum yeri olan Selanikli olmaktan gurur duyuyor. memleketinin, Büyük Atası’nı bizlere hediye ettiğini düşünüyor.
her şeyden önce beni ben yapan Türk olma ve bu benliğimi asilce ve de bağımsızca ortaya koymamı sağlayan her alanda saygı duyduğum Atatürk’ü özlemle anıyor, vefa borcumu ödeyemeyeceğimin farkındalığı ile O’nu çok sevdiğimi haykırmak istiyorum.
Etiketler:
10 kasım,
mustafa kemal atatürk,
selanik,
vefa
13 Ekim 2009 Salı
32

32 yaşında bir kadın; yüreği nasır tutsa da aşka aralıktır kapısı.
32, ömrünün yarıya yakın kısmı.
nadirdir sitemi
ağırdır hüznü
anlamlıdır suskunluğu
bilinmezdir telaşı.
aptalcadır kaprisi
32 yaşında bir kadın tam da olduğu gibidir.
ta kendisidir.
arınmıştır
kavramıştır
özgürdür
bedelini ödemeye hazırdır yaptıklarının
göğsünde huzur vardır, saçlarında büyü
vazgeçmeyi de bilir, peşi sıra gitmeyi de!
32 yaşında bir kadın
bilir ama susar.
32 yaşında bir kadın, yükü omuzlarındayken hayatın, omuz silker ve gülümser
dengesini kurmuştur hayatının
32 yaşında bir kadın; istediğinde kalabalık, istediğinde yalnızdır.
32 yaşında bir kadın....;
öyle ki her damlası okyanustur.
* fotoğraf, onur pehlivan
9 Ekim 2009 Cuma
iki beşlik

havadan sudan konuşmak istiyorum.
bugüne has bir duygu!
zaman kaybı olarak nitelendirdiğim konulara odaklanmak, incir çekirdeğini doldurmayacak meselelere kafa yormak…
kasabamızın girişinde bulunan kahvelerden birine gidip bir sandalyeye padişah saltanatı gibi kurulmak, atıp tutmak istiyorum, her konuda fütursuzca..
minik sokağın köşesinde durup gelen geçenin hatırını sormak, eskilerin deyimi ile iki beşlik bozdurmak, her biri farklı senaryo içeren hayatlara küçük bir dokunuşta bulunmak istiyorum.
akşamüzeri kapı önüne karargah kuran kadınlarla akşama ne pişirsemin derdine düşmek, aaa baak bak o da öyle olur muymuşlara yapılan derin(!) yorumlara katılmak ve de bir süreliğine ait olmak istiyorum.
neden ve niçinlerin üstüne okkalı bir bağdaş kurarak oturmak ve ezercesine kaykılmak! yanılsamalı da olsa bugüne dair ben boş vermek, konuşarak düşünce yükü hafifler mi denemek istiyorum.
vee sesini özgür bırakıyorum düşüncelerimin.
fotoğraf, onur pehlivan
9 Eylül 2009 Çarşamba
sığınak
yatağıma sığınıyorum.kitabımı, gözlüğümü ve okuma lambamı alıyorum. yumuşacık, ben kokan yastıklara kendimi bırakıyorum. kimi zaman ağrısı artınca ayaklarımın bir yastık da onlar için koyuyorum biricik sığınağıma.
demi başlıyor gecenin, vurgusu artarak..
serin rüzgar sızıyor odama, dolanıyor yatağımda. ürperiyorum tek hamle ile pikemi çekiyorum dizlerime.
her gece varıyorum bir ıssız adaya. salına salına dönüyorum ya en çok buna şaşıyorum!
yatağım: kurtarılmış bölgem. bana ait tek alan. annemin evine taşındığımdan beri kendimi en iyi hissettiğim tek mekan.
satırların fısıltısı yükseliyor kulaklarımda, tınıları beni büyülüyor. yüreğim dalgalanıyor. sığınağımda kalıyor bedenim. satırlarda hayat buluyorum. varlığım soyutlaşıyor..
nerede başlarsa başlasın benim serüvenim, yatağımda son buluyor!
elimin altında kitabım, yastığımın kenarında gözlüğüm ve satırların keşfini yaşamış olan bedenim ile yeni bir güne uyanıyorum.
4 Eylül 2009 Cuma
küçük prens-le petit prince
dünya çapında çok okunan ve çok sevilen bu kitabın yazarı saint exupéry, kitabı yazdıktan altı yıl sonra le petit prince adlı bir uçakla keşif uçuşu yaparken
basit bir çocuk kitabı gibi görünen ama aslında yaşam, sevgi ve aşk hakkında derin anlamlar içeren küçük prens'te bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyası anlatılır.
kitapta küçük prens'in yaşadığı asteroidi (B612) bulan bir türk astronomdur. hatta bu astronom
benim okuduğum kitapta sansür yoktu ki “diktatör” tanımlaması benim de dikkatimi çekmişti. doğruluk payı olmadığı için üzerinde bile durmadım “diktatör” sözcüğünün. 1943 yılında fransız bir yazarın büyük önder mustafa kemal için kullandığı tanımlamadan ziyade insanların ön yargıları ve bu konudaki tutumları ilgimi çekmişti.
günümüzde ise büyük ata’sını yerden yere vuran, o’nu eşsiz eserlerine burun kıvırıp, cumhuriyet’i yıpratmayan ve de aynı zamanda türk olduğunu söyleyen kimselerin söylemlerine tanık oldukça aklımdan iki düşünce geçiyor. ilki fransız yazar, atatürk’ün “diktatör” olduğunu düşünüyorsa bizim büyük atamız’ı iyi anlatamadığımızı ve sahip çıkamadığımızı düşünüyorum. sadece bu kitabını ile tanıdığım yazarın bu cümlesinde nedense kasıt aramıyorum. ikincisi ise bu topraklarda yetiştiği halde, dahi lider mustafa kemal’in olanaksız koşullarda yarattığı kurtuluş ve bağımsızlık savaşına saygı duymayarak, hiçe sayan kimselerin düpedüz nankör olduğunu düşünüyorum. işte bu kimselerde kastın yanında da ard niyetli olduklarını düşünüyorum.
ve de bu kadar sevilen bir kitaptaki bu “diktatör” sözcüğünün düzeltilmesi için kültür ve turizm bakanlığı’nın ya da ilgili makamların bir şey yapıp yapmadığını merak ediyorum. 100 temel eser listesi’nden çıkarmaktansa fransız yayınevi ya da yazarın mirasçıları ile görüşülebilirdi şeklinde çözüm önerileri geçiyor aklımdan. konunun uzmanı değilim, açıkçası neler yapılabilir merak ediyorum.
*bilgiler vikipedi.com
Etiketler:
başucu kitabım,
küçük prens,
le petit prince,
mustafa kemal atatürk
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

