kime aşık olacağını seçemiyorsun
kalbini yanlış adama armağan edebiliyor,
bir yanlışı sevmiş,
bir yanlışa güvenmiş,
yanlışı baş tacı
kalbinin efendisi yapmış olabilirsin
yanlışdan doğruyu ummak..
yanlış adam, nihayetinde yalnız kadin!
çünkü benim yazılarım;bir kadim gücün, sabrını, birkadının sezgisini ve bir yazarın dürüstlüğünü taşır. her satırında yaşanmışlığın izini taşıyan mühürdür. sözcüklerin ezgilerinin büyülü melodilere dünüştüğünü hayal ediyor ve sabırsızlanıyorum. aynı hayali paylaşacak yaratıcı ruhlarla buluşmak dileğiyle..
kime aşık olacağını seçemiyorsun
kalbini yanlış adama armağan edebiliyor,
bir yanlışı sevmiş,
bir yanlışa güvenmiş,
yanlışı baş tacı
kalbinin efendisi yapmış olabilirsin
yanlışdan doğruyu ummak..
yanlış adam, nihayetinde yalnız kadin!
iki yıl önce dün; ay tam mıydı? yarım mıydı? hilal miydi? var mıydı? yok muydu? hiiiç hatırlamıyorum.
iki yıl önce dün; 24 mart'da kendimi izmir'de bambaşka bir hayatın içinde gerilim ve dram tadında bulmuştum.
evimi, işimi, alışkanlıklarımı ödemiş'de bırakmıştım. tam anlamıyla bir kabusun içinde bulmuştum kendimi.
martılarla geceleri nöbet tutup umut'u izlemiştim, bitmeyen dualar eşliğinde.
kara bir bulut tepemdeydi ve belli ki beni çok seviyordu, nedense bir türlü gitmedi.
varsın beni kimse anlamasın, kimse evladı ile sınanmasın.
ailem bildiklerim yabancı, ilk kez gördüklerim dertdaşım, sığındıklarım oldu.
dün küllerimden yeniden doğdum ben.
ve ay tüm görkemiyle dolunaydı, usul usul çıktı bulutların arkasından;
bitti bak başardın mutlu son der gibi, noktayı koyar gibiydi.
bundan böyle mutsuzluk haram bana, kadehler umut'a
sırtüstü uzanmış yıldızları izliyor sanıyordum
dalgası aşk olduğunu duyumsadığım denizde..
meğer bataklıkmış, beni dibe çeken!
debelendikçe boğazıma kadar battığım.
şimdi arınma vakti
karanlık, kirli, bol egolu, bencillik yumağı olmuş bu çamurdan
ağzım ve dudaklarım yara içinde.. kasım patları gibi dudaklarımda patladı uçuklar. dudağımın küçük yaraları; dudaklarımın isyanı, gözyaşları..
bir zamanlar kalbim çiçek açardı, tatlı sözcüklerim vardı dudaklarımdan istemsiz dökülen. şimdiyse mühürlü suskunluklarım var.
rüyalarım konuşuyor, hatıralarım cirit atıyor, gözyaşlarım dökülüyor ama ben çaresizce susuyorum.
ne kadar çaresiz hissettiğimi, ne kadar hırpalandığımı, ne kadar çok hoyratlığa maruz kaldığımı vee ne kadar yalnız olduğumu gün geçtikçe daha da anlıyorum.
sevdiğim şarkılar iyi gelmiyor ruhuma. özlediklerim var hem de çok ama dönüyorum sırtımı, geceliğin düşen askısı, öylece bekliyor.. sadece uyku esir alsın diye bekliyorum dünden razı teslimiyetle.
kalbim kırık kim toplayacak? dudaklarım uçuk buna rağmen kim öpecek?!
oğlumun emziği; arabanın dikiz aynasında asılıydı. dikkatli, sakin olalım trafikte canavarlaşmayalım diye..
yıllar geçti oğlumun emziği yine bir dikiz aynasında. sadece bir emzik değil çok fazlası.. çok hayal kırklığı, çok mücadele, çokça yalnızlık ama hiç pişmanlık!
maddi konular mutluluğumun odağında olmadı. olanla olduğu kadarın tadını çıkarmaya baktım. hayat seni yudumlayacağım içime sindire sindire..
dikiz aynasından geriye sadece umut'un gülen yüzünü görmek için bakacağım.