elimizde kahve fincanları ile minik salınımlar ile eşlik edelim parçaya...
günümüz aydın olsun..
çünkü benim yazılarım;bir kadim gücün, sabrını, birkadının sezgisini ve bir yazarın dürüstlüğünü taşır. her satırında yaşanmışlığın izini taşıyan mühürdür. sözcüklerin ezgilerinin büyülü melodilere dünüştüğünü hayal ediyor ve sabırsızlanıyorum. aynı hayali paylaşacak yaratıcı ruhlarla buluşmak dileğiyle..
bir gülüşe esir olup, dudak kıvrımlarında kayıp olabirim üstelik hiç de korkmadan! sorgusuzca.. dalar giderim gülüşlere, biteceğimi bile bile. bittiğim yer gözlerden ziyade gülüşlerdir benim. kanarım gülüşlere, ardını düşünmeden.
kapıyı açtığımda, ay gibi yüzü ve güzel gülümsemesi ile karşımda beliren dosta, çelik kapıya yaslanarak aynı tebessümle “hoş geldin” demek benim için bayram sevinciydi; çünkü ancak “hoş geldin” cümlesi ile evimin yalnızlığı giderdi. dost, çantasını verir, o ayakkabılarını çıkarırken sohbet çoktan başlamıştır bile… diğer daireleri boş olan hayalet apartmanımızın merdivenlerinde yankılanırdı bizim neşemiz.
çocuk aklımla saklamışım babamın yazdığı şiirleri. sıkıştırmışım tarih atlasının arasına. dün geçti elime tekrar.. severim ben anıları deşmeyi, kitap arasındaki notları okumayı; yazı yazmayı sevdiğim gibi..
kızılderililer üzerine ilgim tekrar başlayınca biraz araştırma yaptım. aktaracağım öykü çok dokunaklı geldi. kadınların içgüdülerinin ve duygularının, dünyadaki en ilkel insan topluluklarında da, en uygar toplumlarda da, aynı olduğunu gösteren bir aşk öyküsü bu. şöyledir:
yastığım, gözyaşı haritası.